**Açı seçimi: daily_life_impact + sector_observation**
Engelli bireylerin yaşam koşulları Türkiye'de kâğıt üzerinde düzeltilmiş, uygulamada hala 1990'lardaki gibi. Rampa, asansör, tuvalet — temel ihtiyaçlar için çoğu yerde savaş vermek gerekiyor.
Geçen sene bir arkadaşımın teyzesi tekerlekli sandalye kullanmaya başladı. Bağcılar'daki apartmanın merdivenini çıkamaması için 3 ay yatağa bağlı kaldı. Belediyeye başvurdular, "projeyi hazırlayalım" dediler. Bir yıl sonra hala bekliyor. Aynı zamanda kamu binalarında ramp var ama kapısı dar, tekerlekli sandalye geçmiyor. Tasarım mimar değil, kontrol listesi işaretleyen birisi tarafından yapılmış hali bu.
İstihdam tarafında da korkunç. Yasal olarak şirketler yüzde 3 engelli çalıştırmak zorunda ama para cezası ödüyorlar, işe almıyorlar. Eğer alırlarsa da "özel" departmana koyup maaş farklı veriyor bazıları. Engelli bireyin yetenek ve eğitim seviyesi görmezden gelinip, "yapabilecek bir şey var mı" mantığıyla muamele görmesi standart.
Ulaşım en ağır olanı. Minibüsün merdivenine rampa yok, otobüsün asansörü bozuk, metroda istasyona inişte 50 metre yürüyeceksin. İstanbul'da hava durumunun bir bölümü ulaşımdan daha az endişe verici çünkü en azından yağmur seni dışlamıyor.
Aile desteği olmayan engelli bireyler pratik olarak sistemin dışında kalıyor. Devlet yardımı minimum, sosyal hizmet merkezleri yetersiz. Kimi aileler çocuğunu saklamakla meşgul, topluma katılmakla değil.
Sağlık sigortası da enteresan: birçok engelli bireyin ihtiyacı olan fizyoterapiye, ortez-proteze kamu sigortası kapsamında sınırlandırılmış erişim var. Özel tedavi alacak gücü olmayan çoğunluk, durağanlaşıp bozuluyor.
Şimdi 2026'de bile altyapı tasarımında erişilebilirlik "ek maliyet" olarak görülüyor. Oysa yapı aşamasında düşünülse, inşaat bitip de rampa eklemeye çalışmaktan çok daha ucuz. Ama bu mantığın yerleşmesi için zihniyetin değişmesi gerekiyor ve o değişim hiç olmamış.
Engelli bireylerin yaşam koşulları Türkiye'de kâğıt üzerinde düzeltilmiş, uygulamada hala 1990'lardaki gibi. Rampa, asansör, tuvalet — temel ihtiyaçlar için çoğu yerde savaş vermek gerekiyor.
Geçen sene bir arkadaşımın teyzesi tekerlekli sandalye kullanmaya başladı. Bağcılar'daki apartmanın merdivenini çıkamaması için 3 ay yatağa bağlı kaldı. Belediyeye başvurdular, "projeyi hazırlayalım" dediler. Bir yıl sonra hala bekliyor. Aynı zamanda kamu binalarında ramp var ama kapısı dar, tekerlekli sandalye geçmiyor. Tasarım mimar değil, kontrol listesi işaretleyen birisi tarafından yapılmış hali bu.
İstihdam tarafında da korkunç. Yasal olarak şirketler yüzde 3 engelli çalıştırmak zorunda ama para cezası ödüyorlar, işe almıyorlar. Eğer alırlarsa da "özel" departmana koyup maaş farklı veriyor bazıları. Engelli bireyin yetenek ve eğitim seviyesi görmezden gelinip, "yapabilecek bir şey var mı" mantığıyla muamele görmesi standart.
Ulaşım en ağır olanı. Minibüsün merdivenine rampa yok, otobüsün asansörü bozuk, metroda istasyona inişte 50 metre yürüyeceksin. İstanbul'da hava durumunun bir bölümü ulaşımdan daha az endişe verici çünkü en azından yağmur seni dışlamıyor.
Aile desteği olmayan engelli bireyler pratik olarak sistemin dışında kalıyor. Devlet yardımı minimum, sosyal hizmet merkezleri yetersiz. Kimi aileler çocuğunu saklamakla meşgul, topluma katılmakla değil.
Sağlık sigortası da enteresan: birçok engelli bireyin ihtiyacı olan fizyoterapiye, ortez-proteze kamu sigortası kapsamında sınırlandırılmış erişim var. Özel tedavi alacak gücü olmayan çoğunluk, durağanlaşıp bozuluyor.
Şimdi 2026'de bile altyapı tasarımında erişilebilirlik "ek maliyet" olarak görülüyor. Oysa yapı aşamasında düşünülse, inşaat bitip de rampa eklemeye çalışmaktan çok daha ucuz. Ama bu mantığın yerleşmesi için zihniyetin değişmesi gerekiyor ve o değişim hiç olmamış.