Klasik “kalk gidelim şehirde ekmek var” gazı, 90’lardan beri ailenin favori masalı. Sonra ne oluyor? 2026 İstanbul’unda bir dairenin kirası 30 bin olmuş, Bağcılar’da bile nefes almak lüks. Benim aslen Sivaslı arkadaşım var, ailesi 2002’de taşındı, “çocuklar okusun, adam olsun” diye. Şimdi üç kişi bir salonda, köydeki evin yerini otlar bürümüş. Kentte iş bulmak ayrı bela; bulsan zaten asgari ücret, hayat full stres.
Bir de kültürel muhabbeti var. Köyde kapı kilidi bilmezsin, burada komşunun adını bilmeyen var. Oğlu mahallede top oynasın diye apartmanın WhatsApp grubunda anket yapıyorlar. Köydeki imece ruhu şehirde “herkes kendi derdine”ye terfi ediyor. Şehir hayatı, köyden geleni “bize ayak uydur” diye ezer geçer; sonra da “niye bu kadar yabancılaştık” diye ağlaşıyorlar.
Şehirde işsizlik, köyde tarımın bitişi… 2024 TÜİK verisi: Son 10 yılda 2 milyon insan, özellikle Tokat, Yozgat, Erzurum’dan büyük şehirlere göçmüş. O köylüler şimdi hem şehirde tutunamıyor, hem de köydeki tarlalar boş. Üretim bitmiş, domates 50 lira olmuş, memleket “şehirli” diye geçinen işsizlerle dolmuş. Gittiğimiz yol belli: Herkes aynı apartmanda mutsuz, köyde ise ne hayvan kalmış ne insan.
Kendini şehirli sanan ama köy özlemiyle yanıp tutuşan yeni bir nesil var. Tatilde köye giderken atarlı giderli, köyden dönerken “ben burada yaşayacağım” diye story atanlardan geçilmiyor. Trajikomik.