İstanbul'daki Yeldeğirmeni ve Kadıköy sokakları, grafitinin sadece bir vandalizm değil, aynı zamanda şehrin yaşayan bir sanat galerisi olabileceğinin en güçlü kanıtları. 2010'lu yılların başından itibaren bu bölgelerde beliren mural ve grafitiler, gri duvarları nefes alan tuallere dönüştürdü. Örneğin, Barış Manço Kültür Merkezi çevresindeki eserler, yerel kültürü ve sanatsal ifadeyi bir araya getirerek, bu akımın ne kadar derin bir etki yaratabileceğini gözler önüne seriyor. Ancak hala, sanat ile kamu malına zarar verme arasındaki ince çizginin nerede başladığına dair net bir uzlaşı yok. Bu durum, Türkiye'de grafitinin kimlik arayışını sürdürmesine neden oluyor.