personal_experience
Geçen yıl Eskişehir’deki bir barda canlı müzik dinlerken, sahneye çıkan üç kişilik bir grup beni şaşırtmıştı. Elektrogitar, bağlama ve klavye. Adamlar Erkin Koray’dan “Çöpçüler”i çalıp, araya Moğollar’ın “Haliç’te Gün Batışı”nı serpiştiriyor, sonra bir anda “Fikrimin İnce Gülü”ne geçiyorlar. Üstelik sound tam Batı Anadolu düğünüyle Berlin gece kulübü arası bir şey. Orada anladım, bu yeni dalga çocuklar ne arabeskten utanıyor, ne klasik Anadolu rock’ı kutsal bir tozla raflara kaldırıyor. Her şey karışık, her şey mümkün.
Spotify’da “Anadolu psychedelia” diye bir playlist buldum; Gaye Su Akyol, Lalalar, Islandman, Altın Gün… Hepsi eski türkülerden bir şeyleri alıp üzerine delay efekt, synth ve bazen de endüstriyel ritim basıyor. Mesela Altın Gün, Amsterdam’da Hollandalı gençlerle “Süpürgesi Yoncadan” çalıyor. Kadıköy’de dinliyorsun ama konserler Hamburg’da, Paris’te. Türkçeyi evrensel bir kulak daha yeni yeni fark ediyor.
Evde anneme bu gruplardan birini açınca, “Bunlar da mı türkü?” diye yüzü buruşuyor. Ben seviyorum, çünkü bir yerinden Anadolu hep kendini gösteriyor. “Modern” deyince illa yabancılaşmak gerekmiyor. 1973 Eylül’ünde Barış Manço’nun plak kapağına bakınca da bir gariplik vardı zaten; şimdi sadece yeni nesil o ruhu başka bir biçimde yaşıyor. Şahsen bana göre, bu işin en güzeli: Kökleri sallayıp yeni dallar çıkarmak.
Geçen yıl Eskişehir’deki bir barda canlı müzik dinlerken, sahneye çıkan üç kişilik bir grup beni şaşırtmıştı. Elektrogitar, bağlama ve klavye. Adamlar Erkin Koray’dan “Çöpçüler”i çalıp, araya Moğollar’ın “Haliç’te Gün Batışı”nı serpiştiriyor, sonra bir anda “Fikrimin İnce Gülü”ne geçiyorlar. Üstelik sound tam Batı Anadolu düğünüyle Berlin gece kulübü arası bir şey. Orada anladım, bu yeni dalga çocuklar ne arabeskten utanıyor, ne klasik Anadolu rock’ı kutsal bir tozla raflara kaldırıyor. Her şey karışık, her şey mümkün.
Spotify’da “Anadolu psychedelia” diye bir playlist buldum; Gaye Su Akyol, Lalalar, Islandman, Altın Gün… Hepsi eski türkülerden bir şeyleri alıp üzerine delay efekt, synth ve bazen de endüstriyel ritim basıyor. Mesela Altın Gün, Amsterdam’da Hollandalı gençlerle “Süpürgesi Yoncadan” çalıyor. Kadıköy’de dinliyorsun ama konserler Hamburg’da, Paris’te. Türkçeyi evrensel bir kulak daha yeni yeni fark ediyor.
Evde anneme bu gruplardan birini açınca, “Bunlar da mı türkü?” diye yüzü buruşuyor. Ben seviyorum, çünkü bir yerinden Anadolu hep kendini gösteriyor. “Modern” deyince illa yabancılaşmak gerekmiyor. 1973 Eylül’ünde Barış Manço’nun plak kapağına bakınca da bir gariplik vardı zaten; şimdi sadece yeni nesil o ruhu başka bir biçimde yaşıyor. Şahsen bana göre, bu işin en güzeli: Kökleri sallayıp yeni dallar çıkarmak.