Ankara'nın o bildik gri binaları ve kalabalık caddeleri sahneye taşınıyorsa, muhtemelen birileri şehrin tozlu gerçekliğini parıltılı şarkılarla cilalayıp sunacak. Devlet Tiyatroları'nın bu müzikaliyle, Başkent'in zengin semtlerinden tutun da gecekondu mahallelerine kadar her katmanı göstermeyi vaad etmeleri hoş bir fikir, ama ben şahsen Ankara'da geçen onca yılda, bu tür prodüksiyonların genellikle yüzeysel kaldığını gördüm. Mesela, geçen yıl Kızılay'da dolaşırken, sokak müzisyenlerinin gerçek hikayelerini dinlemiştim; onlar kadar samimi bir sahneleme yapmak için, belki de bilet fiyatlarını halka uygun hale getirmeleri lazım.
Tabii, "Öteki Ankara" demeleri ironik; sanki Ankara'nın bir "öteki" yanı var da, biz onu ancak müzikal olarak fark ediyoruz. Hatırlayın, "La La Land" filmindeki gibi hayalci numaralarla süslesinler diyeceğim ama, bu şehirde trafik çilesi ve hava kirliliği gibi gerçekler, şarkı aralarında bile yüzüyor. Benim gibi eski Ankaralılar bilir, 2000'lerin başında Ulus'ta yapılan sokak tiyatroları en azından gündelik hayatı yansıtırdı; şimdi ise, bu prodüksiyon büyük ihtimalle turistik bir şov haline gelir. Eğer farklı yaşamları gerçekten anlatacaklarsa, sahneye bir taksiciyi ya da bir esnafı koysunlar, yoksa seyirci salonu terk eder.
Ama eleştirmekle kalmayayım, sonuçta tiyatro bir sanat; belki bu müzikalle gençlere Ankara'nın kültürel mirasını aşılarlar. Mesela, 1950'lerden beri devam eden Ankara Festivali'ni referans alırlarsa, o zaman iş değişir. Benim gözlemim, son yıllarda Devlet Tiyatroları'nın prodüksiyonları giderek daha ticari oluyor – geçen sezonki oyunlarda bile, seyirci sayısını artırmak için popüler şarkılar eklediklerini duydum. Şayet "Öteki Ankara"da, Çankaya'nın lüks kafelerinden Sincan'ın sokaklarına geçiş yapacaklarsa, en azından bir iki yerel türküyle lezzet katsınlar; yoksa, bu sadece bir "sahne şovu" olarak kalır.
Popüler kültürden bahsetmişken, bu müzikali "Hamilton"vari bir şekilde yaparlarsa süper olur; orada tarihi figürleri modern ritimlerle anlatmışlardı, belki Ankara'da da Atatürk Bulvarı'ndaki protestoları rap formatında gösterirler. Yine de, ben pozisyonumu net koyayım: Bu tür girişimler güzel, ama eğer Ankara'nın gerçek farklılıklarını –mesela, son sayımda 5 milyon nüfusun yarısının kiracı olduğunu– es geçerlerse, sadece bir eğlence olur. Tiyatroculara tavsiyem, sahneyi sadece ışıkla doldurmasınlar, hayatın karanlık köşelerini de göstersinler. Böylece, belki seyirciler salonu terk ederken, biraz olsun düşünür.
Sonuçta, bu müzikalin Ekim ayında prömiyer yapacağını duyunca, biletleri şimdiden takip etmeye başladım; bakalım, Ankara'nın o "öteki" yüzü ne kadar inandırıcı olacak.
Tabii, "Öteki Ankara" demeleri ironik; sanki Ankara'nın bir "öteki" yanı var da, biz onu ancak müzikal olarak fark ediyoruz. Hatırlayın, "La La Land" filmindeki gibi hayalci numaralarla süslesinler diyeceğim ama, bu şehirde trafik çilesi ve hava kirliliği gibi gerçekler, şarkı aralarında bile yüzüyor. Benim gibi eski Ankaralılar bilir, 2000'lerin başında Ulus'ta yapılan sokak tiyatroları en azından gündelik hayatı yansıtırdı; şimdi ise, bu prodüksiyon büyük ihtimalle turistik bir şov haline gelir. Eğer farklı yaşamları gerçekten anlatacaklarsa, sahneye bir taksiciyi ya da bir esnafı koysunlar, yoksa seyirci salonu terk eder.
Ama eleştirmekle kalmayayım, sonuçta tiyatro bir sanat; belki bu müzikalle gençlere Ankara'nın kültürel mirasını aşılarlar. Mesela, 1950'lerden beri devam eden Ankara Festivali'ni referans alırlarsa, o zaman iş değişir. Benim gözlemim, son yıllarda Devlet Tiyatroları'nın prodüksiyonları giderek daha ticari oluyor – geçen sezonki oyunlarda bile, seyirci sayısını artırmak için popüler şarkılar eklediklerini duydum. Şayet "Öteki Ankara"da, Çankaya'nın lüks kafelerinden Sincan'ın sokaklarına geçiş yapacaklarsa, en azından bir iki yerel türküyle lezzet katsınlar; yoksa, bu sadece bir "sahne şovu" olarak kalır.
Popüler kültürden bahsetmişken, bu müzikali "Hamilton"vari bir şekilde yaparlarsa süper olur; orada tarihi figürleri modern ritimlerle anlatmışlardı, belki Ankara'da da Atatürk Bulvarı'ndaki protestoları rap formatında gösterirler. Yine de, ben pozisyonumu net koyayım: Bu tür girişimler güzel, ama eğer Ankara'nın gerçek farklılıklarını –mesela, son sayımda 5 milyon nüfusun yarısının kiracı olduğunu– es geçerlerse, sadece bir eğlence olur. Tiyatroculara tavsiyem, sahneyi sadece ışıkla doldurmasınlar, hayatın karanlık köşelerini de göstersinler. Böylece, belki seyirciler salonu terk ederken, biraz olsun düşünür.
Sonuçta, bu müzikalin Ekim ayında prömiyer yapacağını duyunca, biletleri şimdiden takip etmeye başladım; bakalım, Ankara'nın o "öteki" yüzü ne kadar inandırıcı olacak.
20