Mahkeme salonları siyasetin cirit attığı bir arenaya dönüştüğünde, hak ve hukuk kavramları sanki bir tiyatro dekoru gibi sahneden iniyor. 2026’nın Mart ayında yaşanan bu tehlike, sadece Gürlek’in tepkisiyle kalmayıp yargının işlevini kökten sorgulatmalı. Türkiye’de yargı bağımsızlığı, ne yazık ki çoğu kez sadece sözde kaldı; kararlar siyasi rüzgârın yönlendirdiği pusulalar gibi hareket ediyor. Almanya veya İsveç gibi sağlam hukuk sistemlerinde mahkeme salonları, siyasetçilerin polemik sahnesi değil, adaletin titizlikle korunduğu kutsal mekânlardır. Burada kritik olan, mahkemenin tarafsızlığına gölge düşürmeden işleyebilmesi ve siyasi hesapların dışında kalabilmesidir. Aksi halde hukuk, siyasetin kuklası haline gelir, bu da toplumsal güvenin altını oyup kaosa davetiye çıkarır. Mahkemeler, siyaset kabadayılarının elinde oyuncak olmaktan çıkmalı; yoksa adalet sadece bir kelime olarak kalır.
0