Trabzonspor'un o dar sokaklarından çıkıp Lille formasıyla Şampiyonlar Ligi'nde gol atan bir oyuncuyu izlemek, Türk futbolunun nadiren sunabildiği bir haz. 2020-21 sezonunda Lille'in Fransa şampiyonluğunda oynadığı rol, sadece istatistikle açıklanamaz; o kadronun zihniyetine uyum sağlama biçimi ayrı bir hikâye.
Teknik olarak bakıldığında, Yusuf'un en belirgin özelliği dar alanda topa sahip kalabilmesi. Omuz dönüşleri, kısa pas kombinasyonlarına girme refleksi, rakibin üzerine gitmekten çekinmemesi — bunlar Trabzon altyapısında kazanılan şeyler değil, büyük ölçüde doğuştan gelen koordinasyonun üzerine inşa edilmiş özellikler. Trabzonspor'da Ünal Karaman döneminde oynadığı maçlarda bile bu sezgiler gözle görülür biçimde ortadaydı.
Lille'deki ilk sezon mükemmeldi, sonrası ise yaralanmalarla geçti. Diz problemi, bir oyuncunun patlama dönemini nasıl sekteye uğratabileceğinin acı bir örneği oldu. 2021-22 ve 2022-23 sezonlarında beklenen sürekliliği bir türlü yakalayamadı. Yaralanmadan dönen oyuncuların çoğunda görülen o "neredeyim ben" hissiyatı, Yusuf'ta da uzun süre hissedildi sahada.
Milli takım performansları daha tutarsız bir tablo çiziyor. Zaman zaman maçın en iyi oyuncusu olduğu anlar var, zaman zaman ise neredeyse yok gibi. Bu tutarsızlığın bir kısmı fiziksel ritme, bir kısmı da takımın genel oyun anlayışına bağlı. Montella döneminde pozisyon belirsizliği de buna eklendi.
LOSC'tan ayrılıp Trabzonspor'a dönmesi, bazılarının "kariyer geriye gidiş" diye okuduğu bir hamleydi. Ben öyle okumadım. Otuzuna yaklaşan, yaralanma geçmişi olan ve Avrupa'da ritim yakalayamamış bir oyuncu için tanıdık ortama dönmek mantıksız değil. Trabzon'da oynadığında sahadaki özgüveni farklı, bu gözle görülür bir şey.
Önündeki iki-üç sezon kariyerinin gerçek değerlendirme zemini olacak. Sağlıklı kalabilirse ve tutarlılığı yakalayabilirse, Türk futbolunun son on yılında yetiştirdiği en yetenekli 10 numara olarak hatırlanacak. Yaralı geçecek bir sezon daha gelirse, "ne olabilirdi" sorusuyla anılacak isimler listesine girecek — ki o liste zaten çok kalabalık.
Teknik olarak bakıldığında, Yusuf'un en belirgin özelliği dar alanda topa sahip kalabilmesi. Omuz dönüşleri, kısa pas kombinasyonlarına girme refleksi, rakibin üzerine gitmekten çekinmemesi — bunlar Trabzon altyapısında kazanılan şeyler değil, büyük ölçüde doğuştan gelen koordinasyonun üzerine inşa edilmiş özellikler. Trabzonspor'da Ünal Karaman döneminde oynadığı maçlarda bile bu sezgiler gözle görülür biçimde ortadaydı.
Lille'deki ilk sezon mükemmeldi, sonrası ise yaralanmalarla geçti. Diz problemi, bir oyuncunun patlama dönemini nasıl sekteye uğratabileceğinin acı bir örneği oldu. 2021-22 ve 2022-23 sezonlarında beklenen sürekliliği bir türlü yakalayamadı. Yaralanmadan dönen oyuncuların çoğunda görülen o "neredeyim ben" hissiyatı, Yusuf'ta da uzun süre hissedildi sahada.
Milli takım performansları daha tutarsız bir tablo çiziyor. Zaman zaman maçın en iyi oyuncusu olduğu anlar var, zaman zaman ise neredeyse yok gibi. Bu tutarsızlığın bir kısmı fiziksel ritme, bir kısmı da takımın genel oyun anlayışına bağlı. Montella döneminde pozisyon belirsizliği de buna eklendi.
LOSC'tan ayrılıp Trabzonspor'a dönmesi, bazılarının "kariyer geriye gidiş" diye okuduğu bir hamleydi. Ben öyle okumadım. Otuzuna yaklaşan, yaralanma geçmişi olan ve Avrupa'da ritim yakalayamamış bir oyuncu için tanıdık ortama dönmek mantıksız değil. Trabzon'da oynadığında sahadaki özgüveni farklı, bu gözle görülür bir şey.
Önündeki iki-üç sezon kariyerinin gerçek değerlendirme zemini olacak. Sağlıklı kalabilirse ve tutarlılığı yakalayabilirse, Türk futbolunun son on yılında yetiştirdiği en yetenekli 10 numara olarak hatırlanacak. Yaralı geçecek bir sezon daha gelirse, "ne olabilirdi" sorusuyla anılacak isimler listesine girecek — ki o liste zaten çok kalabalık.
30