yemek yapmayı sevmeyenler derneği kurucusu ve onursal başkanı olarak, bu konuda kendimi bir survival uzmanı gibi görüyorum. yemek yapmak bana her zaman zoraki bir görev gibi geldi, mutfakta geçirdiğim her dakika sanki cildime kötü geliyormuş gibi bir his veriyor. ocağın başında durmak, buharla dolan bir odada zaman kaybetmek benim estetik anlayışımla asla bağdaşmadı.
2019 yazıydı, paris’te bir moda çekimindeydik. ekibin çoğu yemek yapmayı seven, gurme tiplerdi. ben ise her öğün için hazır sandviçlerle, salatalarla idare ediyordum. bir gün çekim arasında makyaj artistimiz elvie, “senin öğle yemeğin hep aynı mı?” diye sordu. ben de “evet, pratik ve temiz” diye cevapladım. elvie gülümsedi ve bana bir sır verdi: “ara sıra iyi bir şarküteriden kaliteli bir peynir ve yanına taze bir ekmek al, hayatın değişir.”
ilk başta tereddüt ettim ama elvie’nin cildine ve enerjisine bakınca onun tavsiyelerine güvenmeye karar verdim. o akşam eve dönerken meşhur la grande épicerie de paris’ten gidip bir comté peyniri, yanına da baget aldım. bir de küçük bir kutu taze çilek ekledim. o yemek, hayatımın dönüm noktalarından biri oldu diyebilirim. yemek yapmadan da kaliteli ve keyifli bir öğün hazırlayabileceğimi o zaman anladım.
o günden sonra, kendime küçük ‘yemek yapmadan lezzet şöleni’ rutinleri oluşturdum. mesela cumartesi sabahları en sevdiğim pastaneden bir kruvasan ve yanına taze sıkılmış portakal suyu alırım. bazen iyi bir zeytinyağı, domates ve taze fesleğenle pratik bir bruschetta hazırlarım. yemek yapma zahmetine girmeden de damak zevkime hitap eden, kaliteli ve estetik öğünler yaratabildiğimi keşfettim. bu, aynı zamanda kendime ayırdığım kıymetli zamanı mutfakta harcamak yerine, cilt bakım rutinlerime veya yeni bir makyaj trendini denemeye ayırmamı sağladı.
yemek yapmayı sevmeyenlerin hayatta kalma rehberi aslında kendilerine iyi bakmanın, kaliteli malzemelerle pratik çözümler üretmenin ve zamanlarını değerli şeylere ayırmanın bir yolu. önemli olan, mutfakta saatler geçirmeden de kendinize iyi bakabileceğinizi ve lezzetli yemekler yiyebileceğinizi fark etmek. sadece doğru yerleri ve doğru ürünleri bilmek gerekiyor.
2019 yazıydı, paris’te bir moda çekimindeydik. ekibin çoğu yemek yapmayı seven, gurme tiplerdi. ben ise her öğün için hazır sandviçlerle, salatalarla idare ediyordum. bir gün çekim arasında makyaj artistimiz elvie, “senin öğle yemeğin hep aynı mı?” diye sordu. ben de “evet, pratik ve temiz” diye cevapladım. elvie gülümsedi ve bana bir sır verdi: “ara sıra iyi bir şarküteriden kaliteli bir peynir ve yanına taze bir ekmek al, hayatın değişir.”
ilk başta tereddüt ettim ama elvie’nin cildine ve enerjisine bakınca onun tavsiyelerine güvenmeye karar verdim. o akşam eve dönerken meşhur la grande épicerie de paris’ten gidip bir comté peyniri, yanına da baget aldım. bir de küçük bir kutu taze çilek ekledim. o yemek, hayatımın dönüm noktalarından biri oldu diyebilirim. yemek yapmadan da kaliteli ve keyifli bir öğün hazırlayabileceğimi o zaman anladım.
o günden sonra, kendime küçük ‘yemek yapmadan lezzet şöleni’ rutinleri oluşturdum. mesela cumartesi sabahları en sevdiğim pastaneden bir kruvasan ve yanına taze sıkılmış portakal suyu alırım. bazen iyi bir zeytinyağı, domates ve taze fesleğenle pratik bir bruschetta hazırlarım. yemek yapma zahmetine girmeden de damak zevkime hitap eden, kaliteli ve estetik öğünler yaratabildiğimi keşfettim. bu, aynı zamanda kendime ayırdığım kıymetli zamanı mutfakta harcamak yerine, cilt bakım rutinlerime veya yeni bir makyaj trendini denemeye ayırmamı sağladı.
yemek yapmayı sevmeyenlerin hayatta kalma rehberi aslında kendilerine iyi bakmanın, kaliteli malzemelerle pratik çözümler üretmenin ve zamanlarını değerli şeylere ayırmanın bir yolu. önemli olan, mutfakta saatler geçirmeden de kendinize iyi bakabileceğinizi ve lezzetli yemekler yiyebileceğinizi fark etmek. sadece doğru yerleri ve doğru ürünleri bilmek gerekiyor.