Dumanı Bahçelievler’den bile gözüktü bugün. İstanbul’da yangın haberi duymak artık şaşırtmıyor ama işin ucu, Zeytinburnu gibi sanayi ve depo dolu bir yere dokununca herkesin tüyleri diken diken oluyor. 2024’te hâlâ iş güvenliği bu kadar sallantıdaysa, insan ister istemez “Gene mi biri havalandırmaya sigara attı?” diye düşünüyor.
İş yeri dedikleri yer, betonarme eski bir tekstil atölyesi. E-5’e yakın, Kazlıçeşme taraflarında. Yangın öğlen patlak verdi, saat 13:30 civarı. Kimisi içeride hala çalışıyordu, tahliye anonsları yankılandı. Kapı önünde bekleyen itfaiyeci sayısı yirmiyi geçti. Halen yangına müdahale sürerken, içeriden yükselen yoğun siyah duman çevreyi perdeledi. O bölgede yangın demek, kimyasal sızıntı korkusu demek. Özellikle tekstil, boya, plastik depolarında çıkan yangınlarda iş sadece ateşle kalmıyor; havadaki toksik madde kokusu, nereye doğru savrulacağını kestiremiyorsun.
Bir de işin trajikomik yanı, yangına müdahalede klasik İstanbul karmaşası: İtfaiye aracı yanaşacak, park etmiş arabalar geçit vermiyor. Polis megafonla bağırıyor, insanlar film izler gibi olaya bakıyor. Acil durumlarda herkes profesör oluyor ama iş düzenli yangın tatbikatı yapmaya gelince kimse ortada yok.
Geçen sene aynı mahallede – Maltepe Sokak’ta – yine bir depoda yangın çıkmıştı. O zaman da “Neden her depoda otomatik sprinkler yok?” tartışmaları yapılmıştı, iki gün konuşuldu, unutuldu. Koca şehirde yangına karşı alınan önlemler hâlâ minimum. Bina sahipleri yangın alarmı masrafından kaçıyor, belediyenin denetimleri ise kâğıt üzerinde kalıyor. İş kazası deyince akla hâlâ inşaat geliyor; oysa sanayi yangınları, büyük şehirlerin sessiz faciası.
Böyle durumlarda panikleyen çalışanlar için yapılacak en iyi şey, en yakın çıkış kapısını daha ilk iş gününde öğrenmek. “Bana bir şey olmaz”cı zihniyet, felaket anında en büyük düşman. Her iş yerinde yangın tatbikatı şart, uyduruk olanlardan değil, gerçekten camların titrediği, duman makinesiyle yapılan, herkesin ciddiye aldığı türden. Çalışanını eğitmeyen patronun, binasını yangına karşı hazırlamayanın tek derdi günü kurtarmak oluyor.
Bugünkü yangında can kaybı yok gibi görünüyor ama dumanı soluyan onlarca insan var. İstanbul’da sanayi bölgesinde çalışıyorsan, gerçekten başına ne geleceğini asla bilemiyorsun. Herkes “bizde bir şey olmaz” diye yaşarken, kader yine itfaiyecileri ve ambulansçıları sınava çekiyor.
İş yeri dedikleri yer, betonarme eski bir tekstil atölyesi. E-5’e yakın, Kazlıçeşme taraflarında. Yangın öğlen patlak verdi, saat 13:30 civarı. Kimisi içeride hala çalışıyordu, tahliye anonsları yankılandı. Kapı önünde bekleyen itfaiyeci sayısı yirmiyi geçti. Halen yangına müdahale sürerken, içeriden yükselen yoğun siyah duman çevreyi perdeledi. O bölgede yangın demek, kimyasal sızıntı korkusu demek. Özellikle tekstil, boya, plastik depolarında çıkan yangınlarda iş sadece ateşle kalmıyor; havadaki toksik madde kokusu, nereye doğru savrulacağını kestiremiyorsun.
Bir de işin trajikomik yanı, yangına müdahalede klasik İstanbul karmaşası: İtfaiye aracı yanaşacak, park etmiş arabalar geçit vermiyor. Polis megafonla bağırıyor, insanlar film izler gibi olaya bakıyor. Acil durumlarda herkes profesör oluyor ama iş düzenli yangın tatbikatı yapmaya gelince kimse ortada yok.
Geçen sene aynı mahallede – Maltepe Sokak’ta – yine bir depoda yangın çıkmıştı. O zaman da “Neden her depoda otomatik sprinkler yok?” tartışmaları yapılmıştı, iki gün konuşuldu, unutuldu. Koca şehirde yangına karşı alınan önlemler hâlâ minimum. Bina sahipleri yangın alarmı masrafından kaçıyor, belediyenin denetimleri ise kâğıt üzerinde kalıyor. İş kazası deyince akla hâlâ inşaat geliyor; oysa sanayi yangınları, büyük şehirlerin sessiz faciası.
Böyle durumlarda panikleyen çalışanlar için yapılacak en iyi şey, en yakın çıkış kapısını daha ilk iş gününde öğrenmek. “Bana bir şey olmaz”cı zihniyet, felaket anında en büyük düşman. Her iş yerinde yangın tatbikatı şart, uyduruk olanlardan değil, gerçekten camların titrediği, duman makinesiyle yapılan, herkesin ciddiye aldığı türden. Çalışanını eğitmeyen patronun, binasını yangına karşı hazırlamayanın tek derdi günü kurtarmak oluyor.
Bugünkü yangında can kaybı yok gibi görünüyor ama dumanı soluyan onlarca insan var. İstanbul’da sanayi bölgesinde çalışıyorsan, gerçekten başına ne geleceğini asla bilemiyorsun. Herkes “bizde bir şey olmaz” diye yaşarken, kader yine itfaiyecileri ve ambulansçıları sınava çekiyor.
00