0

Türkiye'yi bekleyen büyük tehlike

Türkiye'yi bekleyen büyük tehlike

Denizlerdeki yaşam, soluduğumuz oksijenin üçte birini üretir, değerli protein kaynağı sunar ve küresel iklim değişikliğini dengeler...

Türkiye'yi bekleyen büyük tehlike

Denizlerdeki yaşam, soluduğumuz oksijenin üçte birini üretir, değerli protein kaynağı sunar ve küresel iklim değişikliğini dengeler. İnsan aktiveleri sonucunda doğal çevre olumsuz bir şekilde etkileniyor. Günümüzde biyoçesitlilik bu aktiviteler sonucunda bozulmakta ve bozulma ise çevrede büyük değişimlere neden oluyor. Doğal çevrenin sınırsız bir kaynak olduğu düşüncesiyle, kaynaklar bilinçli ya da bilinçsiz olarak aşırı bir şekilde kullanılıyor.

Türkiye'yi bekleyen büyük tehlike

Aynı bilinçsizlik Türkiye’nin denizlerinde de devam ediyor. Denizlerin kıyısal alanlarında besin fazla olduğundan en zengin balık faunası da yine bu bölgelerde bulunur. Olgun bireyler yasam sürelerinde üremek amaçlı göçlerde bulunurlar. Balıkların üreme alanları genellikle denizin verimli veya plankton yoğunluğunun zengin olduğu sığ bölgede olur.

Yumurtadan çıkan larvalar ve genç balıklar, beslenmek amacıyla ilk hayat dönemlerini kıyısal sığlık alanlarda geçirirler. Bu alanlar tüm dünyada büyüme bölgeleri olarak bilinir. Balıkların beslenme alanları olan bu bölgelerin bozulması ya da türler arasında dengesizlik oluşması, bazı türlerin ortamı terk etmesi veya yok olmasıyla sonuçlanır.

loading...
loading...
Türkiye'yi bekleyen büyük tehlike

Bugüne geldiğimizde ise etrafı denizlerle çevrili Türkiye’de endüstriyel balıkçılık için avlanma yöntemleri halen tartışılıyor. Bu konuda balıkları ve yaşam alanlarını korumak için balıkçılıkta 24 metrelik derinlik sınırı getirildi. 24 metre derinliğin altında yani 23, 22 metre gibi derinliklerde endüstriyel balıkçılık av araçlarından biri olan gırgır ağlarını atmak yasak.

Bu konuda Odatv’ye detaylı bir bilgi veren İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Balıkçılık Teknolojisi ve Yönetimi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Firdevs Saadet Karakulak uyardı. Karakulak, “Bu alanlarda yapılan endüstriyel balıkçılık dip yapısının bozulmasına, deniz çayırlarında tahribata, yavru balıkların yakalanmasına yol açacaktır. Dolayısıyla balık stokları sürekli azalacaktır” dedi.

Türkiye'yi bekleyen büyük tehlike

Gırgır ağlarının, ülkemizde küçük veya büyük pelajik balıkları hedefleyen ve hangi boyutlarda olursa olsun dipten bağımsız olarak pelajik balık sürülerinin çevrilmesi suretiyle av yapan büyük ölçekli av araçları olarak tanımlayan Prof. Karakulak, Avrupa Birliği (AB) Konseyi’nin 2006 yılı itibariyle yürürlüğe koyduğu düzenlemeyi hatırlattı. Bu karara göre gırgır avcılığı kıyıdan en az 300 metre mesafe içerisinde ve 50 metreden sığ sularda yasaklandı.

Türkiye’de ise uygulanan balıkçılık yönetiminde gırgır ağlarının derinliğinin 164 metreden daha fazla olması ve bu ağların kıyıdan itibaren 24 metreden sığ alanlarda kullanılması yasaklandı.

Gırgır ağlarının operasyonda diple teması olmaması gerekirken derinliği 164 metre olan gırgır ağı 24 metre derinlikte bile dibe değdiği uyarısında bulundu.

Türkiye'yi bekleyen büyük tehlike

Bu ağların daha sığ sularda avcılık yapması habitat tahribatının yanı sıra bu sığ bölgeleri bir beslenme ve gelişme alanı olarak kullanan yavru balık popülasyonlarına da zarar vereceği aşikârdır” diyen Prof. Saadet Karakulak Odatv’ye yaptığı açıklamalarda şu ifadeleri kullandı:

“Akdeniz, Ege ve kısmen Marmara Körfezinde deniz çayırları olarak bilinen, Karadeniz'e Zernov çayırı olarak adlandırılan ve 30 metre derinliğe kadar olan kıyı alanlarında dağılım gösteren deniz bitkileri bu denizlerin can damarıdır. Bu sığ alanlarda yapılan büyük ölçekli balıkçılık, dağılım alanları endişe verici boyutlarda azalan bu türlerin yok edilmesine neden olabilir.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), dünyada balıkçılığın durumu ile ilgili 2018’de yayınladığı güncel raporda, sürdürülebilirliği en düşük balık yataklarının Akdeniz ve Karadeniz (%62,2 sinde aşırı avlanma yapıldığı)’de olduğunu bildirilmiştir. TUIK su ürünleri avcılık verilerine baktığımızda; 2000 yılındaki av miktarı 500.000 ton iken, 2018 yılında 314.000 tona düştüğü dikkati çekmektedir. Bu durum; her yıl avlanan balık miktarında düşüş gerçekleştiğini göstermektedir. Bu verilere bakılarak geçen yıllardaki balık miktarını yakalamak mümkün görülmese de, sürdürülebilir balıkçılık için alınan koruyucu tedbirlerin devamı önem arz etmektedir. Bu nedenle, ülkemizde gırgır ağ derinliği oldukça fazla olan gırgır takımlarının bu önemli kıyısal alanlara verebileceği tahribatları engellemek adına tüm denizlerimizde derinliğin azaltılması değil arttırılması oldukça önem arz etmektedir.”

“DÜNYADAKİ ÖRNEKLERİN AKSİNE ENDÜSTRİYEL BALIKÇILIK DESTEKLENİYOR”

Kıyısal alanları korumak, biyoçeşitliliği korumak ve küçük ölçekli balıkçılara av sahası bırakılması bakımından evet endüstriyel balıkçıların (gırgır ve trol) kıyısal alanda balıkçılık faaliyeti sınırlandırılmalıdır. Dünyada küçük ölçekli balıkçılık desteklenmektedir. Geleneksel balıkçılığı korumak amacıyla AB de destekleme programları başlatmıştır. Aşırı avcılığa yol açan balık stoklarına zarar veren endüstriyel balıkçılara da devlet destekleri kalkmaktadır. Dünyada böyle gelişimler söz konusu iken Türkiye'de tam tersine endüstriyel balıkçılık desteklenmekte ve küçük ölçekli balıkçılar mağdur edilmektedir.

“BALIK STOKLARI SÜREKLİ AZALACAK”

27 Eylül 2019 tarihli resmi gazete ile Karadeniz'de gırgır balıkçılarına 18 metre derinliğe kadar avlanma müsaadesi verilmiştir. Biyoçeşitlilik korumak, yavru balıklara gelişim sahası bırakmak, özellikle denizlerin can damarı olan deniz çayırlarını korumak bakımından 0-50 metre derinlikli kıyısal alanın korunması çok önemlidir. Bu alanlarda yapılan endüstriyel balıkçılık dip yapısının bozulmasına, deniz çayırlarında tahribata, yavru balıkların yakalanmasına yol açacaktır. Dolayısıyla balık stokları sürekli azalacaktır.

Kıyısal alanlar geleneksel balıkçıların av sahalarıdır. 4-12 metre uzunluğundaki bu tekneler günü birlik avcılığını bu sahalarda gerçekleştirir.

Endüstriyel balıkçılar ise açık deniz sahalarını kullanması gerekir. Aksi takdirde iki balıkçılık grubu arasında çatışmalar olacaktır. Geleneksel balıkçıların denize bıraktığı ağlar ve diğer av araçları, büyük balıkçılar tarafından zarar verilmesi söz konusudur.”

  Gündem-Haber   -   Güncel
0 0
0 yorum  - paylaş
loading...

Aramıza katıl ve gündemi yorumla.