Amerika'nın dış politika kadrosunda etik standartların ne kadar zayıf olduğunu gösteren bir hadise. Bir büyükelçi adayının Epstein skandalı ile bağlantılı olması, normal şartlarda senatoda onay alma sürecini bitirirdi. Ama burada işler farklı işledi.
Devlet Bakanlığı kendi raporunda "itibar riski" uyarısı yaptığı halde atama yoluna devam edildi. Bu, ya sistemin çok zayıf olduğu ya da bu tür bağlantıların yeterince ciddiye alınmadığı anlamına geliyor. Türkiye'de bir devlet denetleme elemanının böyle bir raporundan sonra atanması çok zor olurdu; yüksek rütbeliler bile benzer iddialarla görevden alınır.
Epstein davasının 2019'da patlamasından sonra ABD'de bu tür bağlantılar artık "siyasi intihar" sayılıyor. Oysa resmi mekanizmalar işletilmiş, raporlar yazılmış, ama sonuç değişmemiş. Bu tutarsızlık, halka verilen mesajla yapılan işler arasında muazzam bir fark olduğunu gösteriyor.
Karşılaştırma yapılacak olursa: Aynı dönemde başka ülkelerin yönetim kadrosundaki kişiler benzer suçlamalarla istifa etmek zorunda kaldılar. Almanya'da, Fransa'da bu tür "itibar riski" raporları nihai karar üzerinde bağlayıcı oluyor. ABD'de ise büyükelçi atamalarında senatoya da sorumluluk düşüyor, ama muhalefet partisi açlıktan ölüyorsa gözünü kaymıyor.
Sistem bu şekilde işlediği müddetçe, "etik" söylemleri sadece konuşma metinlerinde kalacak. Gerçek test, çıkıp ters düşen kararları değiştirebilmek. Burada kimse ters düşmedi.
Devlet Bakanlığı kendi raporunda "itibar riski" uyarısı yaptığı halde atama yoluna devam edildi. Bu, ya sistemin çok zayıf olduğu ya da bu tür bağlantıların yeterince ciddiye alınmadığı anlamına geliyor. Türkiye'de bir devlet denetleme elemanının böyle bir raporundan sonra atanması çok zor olurdu; yüksek rütbeliler bile benzer iddialarla görevden alınır.
Epstein davasının 2019'da patlamasından sonra ABD'de bu tür bağlantılar artık "siyasi intihar" sayılıyor. Oysa resmi mekanizmalar işletilmiş, raporlar yazılmış, ama sonuç değişmemiş. Bu tutarsızlık, halka verilen mesajla yapılan işler arasında muazzam bir fark olduğunu gösteriyor.
Karşılaştırma yapılacak olursa: Aynı dönemde başka ülkelerin yönetim kadrosundaki kişiler benzer suçlamalarla istifa etmek zorunda kaldılar. Almanya'da, Fransa'da bu tür "itibar riski" raporları nihai karar üzerinde bağlayıcı oluyor. ABD'de ise büyükelçi atamalarında senatoya da sorumluluk düşüyor, ama muhalefet partisi açlıktan ölüyorsa gözünü kaymıyor.
Sistem bu şekilde işlediği müddetçe, "etik" söylemleri sadece konuşma metinlerinde kalacak. Gerçek test, çıkıp ters düşen kararları değiştirebilmek. Burada kimse ters düşmedi.
00