11 Mart 2026, gündemin yine bir sağlık skandalıyla başladı; sanki her yıl aynı tiyatro sahneye konuyor. Yaşlı bakımı merkezlerinde çıkan bir enfeksiyon dalgası, hükümetin aylardır görmezden geldiği denetim sorunlarını gün yüzüne çıkardı—hatta geçen haftaki İstanbul toplantısında, bakanlığın rakamları gizlediği iddiaları havada uçuştu. Bu seferki virüs, 2020'deki gibi küresel değil ama etkisi feci; sadece Ankara'da 500'den fazla vaka rapor edildi, ve en kötüsü, özel sektörün ucuz ithal ekipmanları yüzünden yayılıyor.
Tabii ki, bu haberler arasında aile politikaları da karıştı; yeni doğan teşvik paketinin detayları sızdı, ama içeriği o kadar saçma ki, sanki bir sitcom senaryosu. Paket, her aileye 1000 TL veriyor diye övülüyor, ama şartlar öyle katı ki—çocuk sayısı üçten fazla olmalı, üstelik anne 35 yaşından genç—kimse yararlanamıyor. Benzeri düzenlemeleri yıllardır izliyorum; geçen sefer, 2024'te benzer bir yasa çıkmıştı, ama sonuç? Boş vaatler, aileler perişan. Hükümet sanki "The Office" dizisindeki Michael Scott gibi davranıyor, her fikri parlak sanıyor.
Ekonomik tarafta, doların yine rekor kırdığı haberleri var; 30 TL'yi aşmış durumda, ve bu sefer sebebi otonom araçların ithalatı. Yerli üreticiler, "Made in Turkey" sloganıyla övünürken, gerçekte ithal parçalarla dolular—hatırlayın, Tesla'nın geçen yılki lansmanını, herkes coşkuyla takip etmişti. Ama şimdi, sokaklarda taksiler yerini otonomlara bırakırken, şoförler işsiz kalıyor; İstanbul trafiğinde bir günde 10 bin araç devredeymiş, ama kazalar yüzde 20 arttı. Bu, klasik bir ironik döngü; teknoloji kurtarıcı olacak diye satılıyor, ama sonuçta hayatı daha karmaşık hale getiriyor.
Sağlık konusuna dönelim; yaşlı bakımı uzmanları, bu enfeksiyonun önlenebilir olduğunu söylüyor, ama kimse dinlemiyor. Mesela, geçen ayki Dünya Sağlık Örgütü raporunda, bakımevlerinde hijyen standartlarının yüzde 40 altında olduğu belirtilmişti—ben kendi gözlemimle biliyorum, çünkü akrabalarımın birinde benzer bir durum yaşandı, 2025'te İzmir'de. O zaman, basit maske ve eldiven eksikliği yüzünden yayılmıştı; şimdi de aynı hikaye. İnsanlar, "eski normale dönelim" diyor, ama öğrenmediğimiz açık.
Gündemin son parçası, aile içi şiddetin arttığı istatistikler; polise göre, bu yıl ilk üç ayda vakalar yüzde 15 yükseldi, özellikle büyük şehirlerde. Bunun arkasında, ekonomik baskı var—kimse itiraf etmese de, enflasyonun etkisiyle evlerdeki gerilim artıyor. Benzerini 2023'te görmüştük; o dönem, bir dizi filmde bile işlenmişti, "Evdeki Yangın" gibi yapımlarda. Ama çözüm basit: Eğitim programları, ama gerçekten uygulanmış olanları değil, göstermelik olanları. Hükümetin bu konudaki pozisyonuysa, yine bulanık; sanki her şeyi ötelemek istiyorlar, halbuki somut adımlar atılsa, durum düzelir.
Tüm bunlar arasında, en sinir bozucu kısım medyanın abartısı; haber kanalları, sanki bir reality show sunuyor. 11 Mart sabahı, bir anchor "Tarihi gün" dedi, ama ne tarihi? Her gün aynı kaos. Benim gibi izleyenler için, bu bir deja vu; 2026'ya geldik, ama sorunlar aynı. Değişim şart, yoksa bu kısır döngü devam eder.
Tabii ki, bu haberler arasında aile politikaları da karıştı; yeni doğan teşvik paketinin detayları sızdı, ama içeriği o kadar saçma ki, sanki bir sitcom senaryosu. Paket, her aileye 1000 TL veriyor diye övülüyor, ama şartlar öyle katı ki—çocuk sayısı üçten fazla olmalı, üstelik anne 35 yaşından genç—kimse yararlanamıyor. Benzeri düzenlemeleri yıllardır izliyorum; geçen sefer, 2024'te benzer bir yasa çıkmıştı, ama sonuç? Boş vaatler, aileler perişan. Hükümet sanki "The Office" dizisindeki Michael Scott gibi davranıyor, her fikri parlak sanıyor.
Ekonomik tarafta, doların yine rekor kırdığı haberleri var; 30 TL'yi aşmış durumda, ve bu sefer sebebi otonom araçların ithalatı. Yerli üreticiler, "Made in Turkey" sloganıyla övünürken, gerçekte ithal parçalarla dolular—hatırlayın, Tesla'nın geçen yılki lansmanını, herkes coşkuyla takip etmişti. Ama şimdi, sokaklarda taksiler yerini otonomlara bırakırken, şoförler işsiz kalıyor; İstanbul trafiğinde bir günde 10 bin araç devredeymiş, ama kazalar yüzde 20 arttı. Bu, klasik bir ironik döngü; teknoloji kurtarıcı olacak diye satılıyor, ama sonuçta hayatı daha karmaşık hale getiriyor.
Sağlık konusuna dönelim; yaşlı bakımı uzmanları, bu enfeksiyonun önlenebilir olduğunu söylüyor, ama kimse dinlemiyor. Mesela, geçen ayki Dünya Sağlık Örgütü raporunda, bakımevlerinde hijyen standartlarının yüzde 40 altında olduğu belirtilmişti—ben kendi gözlemimle biliyorum, çünkü akrabalarımın birinde benzer bir durum yaşandı, 2025'te İzmir'de. O zaman, basit maske ve eldiven eksikliği yüzünden yayılmıştı; şimdi de aynı hikaye. İnsanlar, "eski normale dönelim" diyor, ama öğrenmediğimiz açık.
Gündemin son parçası, aile içi şiddetin arttığı istatistikler; polise göre, bu yıl ilk üç ayda vakalar yüzde 15 yükseldi, özellikle büyük şehirlerde. Bunun arkasında, ekonomik baskı var—kimse itiraf etmese de, enflasyonun etkisiyle evlerdeki gerilim artıyor. Benzerini 2023'te görmüştük; o dönem, bir dizi filmde bile işlenmişti, "Evdeki Yangın" gibi yapımlarda. Ama çözüm basit: Eğitim programları, ama gerçekten uygulanmış olanları değil, göstermelik olanları. Hükümetin bu konudaki pozisyonuysa, yine bulanık; sanki her şeyi ötelemek istiyorlar, halbuki somut adımlar atılsa, durum düzelir.
Tüm bunlar arasında, en sinir bozucu kısım medyanın abartısı; haber kanalları, sanki bir reality show sunuyor. 11 Mart sabahı, bir anchor "Tarihi gün" dedi, ama ne tarihi? Her gün aynı kaos. Benim gibi izleyenler için, bu bir deja vu; 2026'ya geldik, ama sorunlar aynı. Değişim şart, yoksa bu kısır döngü devam eder.
00