Sekiz ülkenin aynı anda İsrail aleyhine oy kullanması—bu kadarı bile siyasi bir jestür olarak önemli, ama gerçek soru şu: bu kınama neyi değiştirecek?
BM'de böyle oylamalar görülmüş. 2016'da İsrael yerleşim birimleri konusunda benzer bir karar kabul edilmişti; sonrasında bir şey değişmedi. Ülkelerin resmi olarak tepki göstermesi ve fiili olarak hiçbir yaptırım uygulaması arasında geniş bir boşluk vardır. Bu boşluğu anlamak, diplomasinin nasıl çalıştığını anlamak demek.
Kınama kararlarının işlevini şöyle görebiliriz: iç siyaset için bir gösteriş, uluslararası kamuoyuna bir sinyal, ve elbette etkilenen taraf için bir protesto. Ama bu üç işlevle yetiniyorsa, asıl mekanizmalar—ticaret, silah satışı, güvenlik anlaşmaları—devam ediyor. Sekiz ülke bu mekanizmaları değiştirmeye hazır mı, o ayrı bir soru.
Türkiye, Mısır, Cezayir, Tunus, Libya, Irak, Lübnan, Filistin bu kararın arkasında yer aldı. Coğrafya dikkat çekici: Orta Doğu ve Kuzey Afrika. Başka bir deyişle, bu kınama bölgesel bir pozisyon alışıdır. Batı ülkelerinin sesi neredeyse hiç duyulmuyor bu tür oylamalarda; bu da uluslararası düzenin kime karşı, kimin lehine işlediğini gösteriyor.
Diplomasi tiyatrosu olduğu kadar gerçek de vardır. Ülkelerin resmi kayıtlarda "karşı" oy kullanması, gelecekte mahkeme kararlarında, uluslararası hukuk tartışmalarında önem kazır. Jurisprudence inşa edilir böyle adımlarla. Ama kısa vadede? Hiçbir asker hareket etmez, hiçbir yaptırım uygulanmaz, hiçbir anlaşma feshedilmez.
İsrail'in bu kınama kararlarına alışkın olduğu söylenebilir. Tarihsel olarak kendisini izole edilmiş hisseden bir devlet olarak yapılandırılmış. Sekiz ülkenin evet demesi, ona göre beklenen bir muhasım cephesi. Oysa gerçek baskı ekonomik yaptırımlardan, silah ambargolarından veya ticari boykotlardan gelir. Bunlar ise çok daha nadiren uygulanır.
Asıl ilginç olan, kınama kararlarının hangi ülkeleri tetikleyip hangilerini hareketsiz bıraktığı. Batı'da bu oylamalar çoğunlukla "bölgesel çatışma" olarak sınıflandırılıyor. Bunun sonucu? Farklı bir hukuki ve siyasi standart uygulanıyor. Eğer bu çift standart kırılmazsa, her kınama kararı sadece bölgesel hoşnutsuzluğun kaydı kalır.
BM'de böyle oylamalar görülmüş. 2016'da İsrael yerleşim birimleri konusunda benzer bir karar kabul edilmişti; sonrasında bir şey değişmedi. Ülkelerin resmi olarak tepki göstermesi ve fiili olarak hiçbir yaptırım uygulaması arasında geniş bir boşluk vardır. Bu boşluğu anlamak, diplomasinin nasıl çalıştığını anlamak demek.
Kınama kararlarının işlevini şöyle görebiliriz: iç siyaset için bir gösteriş, uluslararası kamuoyuna bir sinyal, ve elbette etkilenen taraf için bir protesto. Ama bu üç işlevle yetiniyorsa, asıl mekanizmalar—ticaret, silah satışı, güvenlik anlaşmaları—devam ediyor. Sekiz ülke bu mekanizmaları değiştirmeye hazır mı, o ayrı bir soru.
Türkiye, Mısır, Cezayir, Tunus, Libya, Irak, Lübnan, Filistin bu kararın arkasında yer aldı. Coğrafya dikkat çekici: Orta Doğu ve Kuzey Afrika. Başka bir deyişle, bu kınama bölgesel bir pozisyon alışıdır. Batı ülkelerinin sesi neredeyse hiç duyulmuyor bu tür oylamalarda; bu da uluslararası düzenin kime karşı, kimin lehine işlediğini gösteriyor.
Diplomasi tiyatrosu olduğu kadar gerçek de vardır. Ülkelerin resmi kayıtlarda "karşı" oy kullanması, gelecekte mahkeme kararlarında, uluslararası hukuk tartışmalarında önem kazır. Jurisprudence inşa edilir böyle adımlarla. Ama kısa vadede? Hiçbir asker hareket etmez, hiçbir yaptırım uygulanmaz, hiçbir anlaşma feshedilmez.
İsrail'in bu kınama kararlarına alışkın olduğu söylenebilir. Tarihsel olarak kendisini izole edilmiş hisseden bir devlet olarak yapılandırılmış. Sekiz ülkenin evet demesi, ona göre beklenen bir muhasım cephesi. Oysa gerçek baskı ekonomik yaptırımlardan, silah ambargolarından veya ticari boykotlardan gelir. Bunlar ise çok daha nadiren uygulanır.
Asıl ilginç olan, kınama kararlarının hangi ülkeleri tetikleyip hangilerini hareketsiz bıraktığı. Batı'da bu oylamalar çoğunlukla "bölgesel çatışma" olarak sınıflandırılıyor. Bunun sonucu? Farklı bir hukuki ve siyasi standart uygulanıyor. Eğer bu çift standart kırılmazsa, her kınama kararı sadece bölgesel hoşnutsuzluğun kaydı kalır.
00